Anayasa Mahkemesi, Resmî Gazete’de yayımlanan E.2025/156, K.2026/131 sayılı karar ile 30 Eylül 2026’da Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar verdi. Söz konusu karar, kamuoyunda “süresiz nafaka kaldırıldı” şeklinde yorumlanmış olsa da hukuki sonuç bundan daha farklıdır:
Buna göre, yoksulluk nafakası kurumu kaldırılmamış; yalnızca nafakanın her durumda süresiz olmasını öngören düzenleme iptal edilmiştir. Yani boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin korunmasına yönelik TMK m.175'teki düzenlemenin, nafakanın süresi bakımından her somut olayda süresiz bir yükümlülüğe dönüşmesine imkan veren uygulama biçimi kaldırılmıştır.
Dolayısıyla bundan sonra, nafakanın ne kadar süre ödeneceği tarafların yaşı, ekonomik ve sosyal durumları, evliliğin süresi ve benzeri şartlar dikkate alınarak belirlenecek. Somut olayın özelliklerine göre kimi zaman daha uzun süreli kimi zaman ise daha kısa süreli nafakaya hükmedilerek daha adil ve öngörülebilir bir sistem tesis edilecek.
Konuya ilişkin tüm sorularınıza cevap bulabileceğiniz bu çalışmada; kararın gerekçesi, önceki AYM içtihadı, TMK m.175 ve m.176 arasındaki ilişki, karşıoylar, karşılaştırmalı hukuk, iptal kararının yürürlük tarihi ve mevcut nafaka ilişkilerine muhtemel etkileri incelenecektir.
“Süresiz nafaka” tartışmasının hukuki çerçevesi
Yoksulluk nafakası, boşanmanın yalnızca kişisel ve ailevi sonuçlarının değil; ekonomik sonuçlarının da dikkate alınması düşüncesine dayanan bir aile hukuku kurumudur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre:
“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”
Bu düzenlemenin temelinde, boşanma sonucunda ekonomik açıdan güçsüz duruma düşecek olan eşin korunması düşüncesi bulunmaktadır. Bununla birlikte, özellikle nafaka yükümlülüğünün ne kadar süre devam edeceği uzun yıllardır Türk aile hukukunun en tartışmalı meselelerinden birini oluşturmuştur.
Ancak sorunun temelinde kanunun lafzından ziyade, yargısal uygulamada nasıl yorumlandığı bulunmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 2026 tarihli kararında bu hususta önemli bir tespit yapmıştır: TMK m.175'in lafzı, her durumda süresiz nafakaya hükmedilmesini açıkça zorunlu kılmamakta; yalnızca yoksulluğa düşecek olan tarafa süresiz nafaka talebinde bulunma hakkı vermekte ancak yerleşik yargısal uygulamada bu ibarenin emredici nitelikte yorumlandığı ve hakimin nafakanın süresi konusunda takdir yetkisinin bulunmadığı kabul edilmiştir.
Dolayısıyla 2026 tarihli karar, yalnızca “nafakanın ne kadar süre ödeneceği” tartışmasından ibaret değildir. Aynı zamanda kanun lafzı ile yerleşik içtihat arasındaki ilişki, hukuk devletinde belirlilik ilkesi ve devletin temel haklar bakımından pozitif yükümlülükleri hususları bakımından da önem taşımaktadır.
Başvuru süreci ve kararın dayanağı Anayasa maddeleri
Başvuru, Antalya 12. Aile Mahkemesinin, baktığı bir boşanma davasında Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "süresiz olarak" ibaresinin, Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmesi suretiyle yapılmıştır.
AYM ise inceleme sırasında Anayasa'nın 5. ve 17. maddelerini de ilgili görerek değerlendirmeye dahil etmiş; nihai olarak söz konusu ibareyi Anayasa'nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırı bulmuştur. Anayasa'nın 20. ve 41. maddeleri bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiş, 10. ve 35. maddeler ise ilgili görülmemiştir. Bu nokta özellikle önemlidir. Çünkü kararın gerekçesi, bazı kamuoyu yorumlarında ileri sürüldüğü gibi doğrudan “mülkiyet hakkının ihlali” üzerinden kurulmamıştır. Başvuruda mülkiyet hakkına ilişkin iddia bulunmakla birlikte AYM, Anayasa'nın 35. maddesini ilgili görmemiştir. Bu nedenle kararın hukuki dayanağını “nafaka yükümlüsünün mülkiyet hakkının ihlal edilmesi” şeklinde özetlemek isabetli olmayacaktır.
AYM iptal kararını hangi sebeplerle verdi?
AYM'nin gerekçesinin ilk ayağı Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Buna göre kanunların, kişilerin hangi hukuki sonuçla karşılaşacaklarını makul ölçüde öngörebilecekleri açıklıkta olması gerekir. AYM, TMK m.175'in lafzının her durumda süresiz nafakayı zorunlu kılmadığını açıkça kabul etmiştir. Ancak Mahkemeye göre yerleşik yargısal uygulamada hüküm, hakimin nafakanın süresi konusunda takdir yetkisi bulunmadığı ve irat biçimindeki yoksulluk nafakasının süresiz olması gerektiği yönünde yorumlanmış ve böylece kanun metni ile uygulama arasında önemli bir farklılık ortaya çıkmıştır.
Bir diğer dayanak Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” hükmüdür. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.
Son olarak Anayasa’nın 5. maddesi ise devletin kişinin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamasını temel amaç ve görevleri arasında saymaktadır.
AYM'ye göre bu hükümler devlete yalnızca müdahale etmeme biçiminde negatif yükümlülükler değil, belirli durumlarda kişilerin temel haklarını korumaya yönelik pozitif yükümlülükler de yüklemekte olup yoksulluk nafakası da bu çerçevede değerlendirilmiştir. Bir tarafta boşanma nedeniyle ekonomik açıdan güçsüz duruma düşen eşin korunması yükümlülüğü bulunurken diğer tarafta ise nafaka yükümlüsünün boşanma sonrasında ekonomik ve kişisel yaşamını yeniden inşa edebilmesine imkan tanıma yükümlülüğü bulunmaktadır. AYM'ye göre kanun koyucu bu iki menfaat arasında makul bir denge kurmalıdır. Bunu yaparken de evliliğin süresini, eşlerin yaşlarını, ekonomik ve sosyal durumlarını, sağlık durumlarını, nafaka süresinin nafaka yükümlüsünün boşanma sonrasındaki yaşamına etkisini ve nafaka alacaklısının çalışma hayatına katılma imkanını gözetmelidir.
Dolayısıyla karar; AYM’nin, kusuru daha ağır olmamak kaydıyla boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında her koşulda süresiz olarak nafaka isteme imkânı tanınmasını, devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüne aykırı bulması ve hukuk devletinin belirlilik ilkesi uyarınca da Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiğini tespit etmesi sebebiyle verilmiştir.
AYM “ömür boyu nafaka”yı tamamen yasakladı mı?
Hayır.
Kararın en fazla yanlış anlaşılabilecek noktası budur. AYM, yoksulluk nafakasının her durumda belirli bir süreyle sınırlandırılması gerektiğini söylememiştir. Yalnızca nafakanın somut olayın özelliklerine göre belirli bir süreyle sınırlandırılabileceğini ancak bazı durumlarda gerekli koşulların bulunması halinde nafakanın süresinin uzatılarak “yaşam boyu devam etmesine de imkân tanınabileceğini” açıkça belirtmiştir.
Buna göre yeni yasal çerçeve; “Nafakanın süresinin somut olayın özellikleri dikkate alınmadan kategorik biçimde süresiz olması öngörülemez; süre bakımından belirli, öngörülebilir ve somut olayın koşullarına göre uygulanabilir bir sistem kurulmalıdır.” şeklindedir.
TMK m.175 ve m.176'nın birlikte değerlendirilmesi
Yoksulluk nafakası bakımından yalnızca TMK m.175'in değil, TMK m.176'nın da dikkate alınması gerekir.
TMK m.176 uyarınca irat biçiminde (yani periyodik aralıklarla) ödenmesine karar verilen nafaka; nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ve taraflardan birinin ölümü hallerinde kendiliğinden sona ermektedir. Bunun yanında nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinde mahkeme kararıyla kaldırılabilmektedir. Ayrıca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın artırılması ya da azaltılması mümkündür.
Bu düzenleme önemlidir; çünkü mevcut sistemde ve yukarıda hatalı olarak yorumlandığı sabit olan hükümde de “süresiz” kelimesi, “hiçbir koşulda sona ermeyen nafaka” anlamına gelmemektedir. Nitekim AYM'nin karşıoy gerekçesinde de özellikle TMK m.175 ve m.176'nın birlikte değerlendirilmesi gerektiği, mevcut hukukta nafakanın değiştirilmesi ve kaldırılması için çeşitli mekanizmaların bulunduğu vurgulanmıştır.
2012 tarihli AYM kararıyla 2026 kararı arasındaki fark
Kararın akademik açıdan en önemli yönlerinden biri, Anayasa Mahkemesi'nin aynı ibare hakkında daha önce farklı bir sonuca ulaşmış olmasıdır.
17 Mayıs 2012 tarihli E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararda TMK m.175'teki “süresiz olarak” ibaresi AYM tarafından Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır. Mahkeme, süresizlik unsurunun, nafaka alacaklısının her durumda hayatı boyunca nafaka alacağı anlamına gelmediğini; itiraz konusu kuralın her durumda süresiz nafaka verilmesi zorunluluğunu öngörmediğini ve yoksulluk nafakasının sosyal dayanışma ve sosyal hukuk devleti düşüncesiyle bağlantılı olduğunu değerlendirmiştir.
2026 kararında ise 2012 kararındaki temel tespiti, yani kanun lafzının her durumda süresiz nafakayı zorunlu kılmadığı görüşünü korumuş; ancak yerleşik yargısal uygulamanın zaman içerisinde bu yönde gelişmediğini dikkate almıştır. Buna göre 2026 tarihli kararda, 2012 kararından sonra da Yargıtay uygulamasında hakimin nafakanın süresi konusunda takdir yetkisinin bulunmadığı yönündeki yaklaşım devam etmiştir. Bu kapsamda kararda, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 12.12.2017 tarihli E.2016/8859, K.2017/14407 sayılı kararına da atıf yapılmaktadır.
Dolayısıyla 2026 kararındaki önemli kırılma noktası şudur:
AYM'nin 2012 yılında kanun metnine verdiği anlam ile yerleşik uygulamada kanun hükmüne verilen anlam birbirinden ayrılmış ve 2026 kararı bu ayrışmayı anayasal denetimin konusu haline getirmiştir.
Karşıoylar ne diyor?
Kararın üç karşıoyu bulunmaktadır. Karşıoyların temel yaklaşımı, sorunun esas itibarıyla anayasal bir norm sorunu değil, uygulama ve içtihat sorunu olduğu yönündedir.
Burada özellikle şu hususlar vurgulanmaktadır:
- TMK m.175, her somut olayda mutlaka süresiz nafaka verilmesini zorunlu kılmamaktadır.
- TMK m.176, nafakanın azaltılması ve kaldırılması bakımından çeşitli mekanizmalar içermektedir.
- Yoksulluk nafakasının temelinde ihtiyaç halinin devam edip etmediği bulunmaktadır.
- Uygulamadaki sorunların çözümü için içtihat değişikliği veya kanuni düzenleme mümkünken normun iptal edilmesi gerekli değildir.
- Karşılaştırmalı hukukta tek bir nafaka modeli bulunmamaktadır.
- Belirli süreli nafakanın anayasal olarak zorunlu bir model olduğu sonucuna ulaşılamaz.
Bu karşıoylar, kararın akademik değerlendirmesinde özellikle önemlidir çünkü çoğunluk ile karşıoy arasındaki temel ayrım, sorunun kaynağının kanun hükmü mü yoksa kanunun uygulanma biçimi mi olduğu noktasında ortaya çıkmaktadır.
Farklı gerekçeyle katılma oyu
Üye Yıldız Seferinoğlu iptal sonucuna katılmış ancak çoğunluğun gerekçesinden farklı bir anayasal temellendirme yapmıştır.
Buna göre temel sorun, nafaka yükümlüsü ile nafaka alacaklısının menfaatleri arasında kurulacak dengenin nasıl olması gerektiğinden önce, kanunun ne öngördüğünün yeterince açık olmamasıdır.
Başka bir ifadeyle; önce kuralın anlamı belirli olmalı, bundan sonra bu kuralın taraflar arasında adil bir denge kurup kurmadığı incelenmelidir. Seferinoğlu'na göre kanun metni ile yerleşik uygulama farklı sonuçlara işaret ettiğinden, kişiler nafaka yükümlülüğünün ne kadar süreceğini önceden öngörememektedir. Bu nedenle iptal, Anayasa'nın 5. ve 17. maddelerindeki menfaat dengesi yerine doğrudan Anayasa'nın 2. maddesindeki belirlilik ilkesi üzerinden kurulmalıdır.
Bu farklı gerekçe, yeni kanun hazırlanırken son derece önemli bir anayasal ölçüt ortaya koymaktadır:
Yeni düzenleme yalnızca “nafaka süreli olacaktır” dememeli; hangi koşullarda ne kadarlık bir sürenin veya süresizliğin gündeme gelebileceğini vatandaş bakımından öngörülebilir şekilde düzenlemelidir.
Karşılaştırmalı hukuk: Avrupa'da tek bir nafaka modeli yok
AYM'nin kararında karşılaştırmalı hukuka geniş yer verilmiştir. Kararın ortaya koyduğu tablo, “Avrupa'da süresiz nafaka yoktur,” şeklindeki basitleştirmeyi doğrulamamaktadır. Tam tersine Avrupa hukuklarında birbirinden farklı nafaka modelleri bulunmaktadır.
| Ülke | Yaklaşım |
|---|---|
| İsviçre | İsviçre hukukunda nafakanın miktarı ve süresi, tarafların ekonomik ve kişisel durumları dikkate alınarak somut olayın özelliklerine göre belirlenmektedir. Bu modelde hakimin somut olay değerlendirmesi önemli bir yer tutmaktadır. |
| Almanya | Alman hukukunda temel yaklaşım, boşanma sonrasında eşlerin kural olarak kendi geçimlerini sağlamalarıdır. Bununla birlikte çocuk bakımı, yaş, hastalık, iş bulamama gibi belirli sebeplerle nafaka talep edilebilmektedir. Önemli nokta ise Alman hukukunda her durumda uygulanacak kesin bir azami nafaka süresi bulunmamasıdır. Dolayısıyla Almanya modelini basitçe “nafaka en fazla belirli bir süre ödenir” şeklinde aktarmak doğru değildir. |
| Fransa | Fransız hukukunda boşanma sonrasında eşler arasındaki ekonomik farklılıkların giderilmesine yönelik bir “prestation compensatoire” sistemi öne çıkmaktadır. Buna göre toplu ödeme modeli benimsenmekte ve boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olan eşe genellikle toplu bir para veya örn. bir evin mülkiyetinin devri gibi bir yolla ödeme yapılmakta, belirli koşullarda ödemenin taksitlendirilmesine ve istisnai olarak da irat biçiminde devam etmesine imkân tanınmaktadır. |
| İngiltere | İngiliz hukukunda ekonomik bağımlılığın makul bir süre içinde sona erdirilmesi amacıyla süreli nafaka mekanizmaları bulunmaktadır. Burada amaç, boşanma sonrasında tarafların ekonomik olarak mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. |
| Hollanda | Hollanda hukukunda da yine belirli azami süreler öngörülmektedir. AYM'nin kararında, mahkeme tarafından farklı bir süre belirtilmediği hallerde kural olarak nafakanın evlilik süresinin yarısı kadar ve en fazla beş yıl olabileceği; uzun süreli evlilikler ve ortak çocuk bulunması gibi durumlarda ise farklı ve kademeli azami sürelerin uygulanabildiği belirtilmiştir. |
| Belçika | Belçika hukukunda ise nafaka süresinin kural olarak evlilik süresini aşmaması yaklaşımı benimsenmekle birlikte, nafaka alacaklısının ihtiyaç halinin devam etmesi durumunda sürenin uzatılmasına imkân bulunmaktadır. |
Bu örnekler, tek bir “Avrupa modeli” bulunmadığını göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye bakımından yapılacak düzenlemede de mutlaka belirli bir ülkenin sisteminin aynen alınması gerekmemektedir. Asıl ortak nokta; nafakanın süresi, miktarı, ihtiyaç hali ve tarafların ekonomik bağımsızlığı arasında öngörülebilir bir ilişki kurulmasıdır.
Karar ne zaman uygulanmaya başlayacak?
İptal hükmü, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girecek. İbarenin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden bu şekilde karar verildi. Buna göre, 30 Haziran 2027’den itibaren karar uygulanmaya başlanacak diyebiliriz.
- 4 Haziran 2026Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla TMK m.175'teki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti.
- 30 Eylül 2026Karar Resmî Gazete'de yayımlandı. İptal hükmünün yürürlüğü, yayımdan itibaren dokuz ay sonraya bırakıldı.
- 30 Haziran 2027İptal hükmü yürürlüğe girecek. Bu tarihe kadar ibare yürürlükte kalmaya devam ediyor.
Peki 30 Haziran 2027'ye kadar ne olacak?
Bu tarihe kadar TMK m.175'teki “süresiz olarak” ibaresi yürürlükte olacak fakat bu durum 30 Haziran 2027'den önce açılan her davanın veya o tarihte derdest bulunan her dosyanın otomatik olarak eski sistemde sonuçlanacağı anlamına gelmiyor.
Özellikle; derdest boşanma davaları, karar verilmiş ancak kesinleşmemiş dosyalar, kesinleşmiş nafaka kararları ve yeni açılacak nafakanın uyarlanması veya kaldırılması davaları bakımından zaman yönünden uygulama ve geçiş hükümleri, çıkarılacak yeni kanunun içeriğine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle mevcut aşamada “30 Haziran 2027'den önce açılan bütün davalarda kesin olarak ömür boyu nafaka verilir” şeklinde kategorik bir sonuç çıkarmak doğru olmayacaktır.
Mevcut nafaka kararları otomatik olarak ortadan kalkacak mı?
Hayır.
AYM'nin norm denetimi kapsamında verdiği iptal kararı, kesinleşmiş bireysel mahkeme kararlarını kendiliğinden ortadan kaldıran nitelikte bir karar değildir. Anayasa'nın 153. maddesinde AYM kararlarının geriye yürümeyeceği açıkça düzenlenmiştir.
Bu nedenle halihazırda kesinleşmiş bir mahkeme kararı uyarınca ödenmekte olan yoksulluk nafakasının yalnızca AYM'nin 2026 tarihli iptal kararı nedeniyle kendiliğinden sona erdiği söylenemez. Ayrıca mevcut hukukta TMK m.176 kapsamında koşulların değişmesi halinde nafakanın azaltılması veya kaldırılması için zaten hukuki yollar bulunmaktadır. Dolayısıyla “AYM kararı çıktı, mevcut nafaka artık ödenmeyecek” şeklindeki yaklaşım hukuken isabetli değildir.
Karar bundan sonra nafaka uygulamasını nasıl değiştirebilir?
AYM'nin iptal kararı, yalnızca mevcut “süresiz olarak” ibaresinin yürürlükten kalkması bakımından değil, gelecekte nafaka ilişkisinin nasıl kurulacağı bakımından da önemli bir değişim alanı ortaya çıkarmaktadır. Yeni dönemde nafakanın süresinin belirlenmesinde somut olay değerlendirmesinin ve öngörülebilir kriterlerin daha belirgin hale gelmesi beklenmektedir. Evliliğin süresi, tarafların yaşı, sağlık ve eğitim durumları, çalışma hayatına katılma imkânları ve ekonomik koşulları gibi unsurların nafakanın süresi bakımından birlikte değerlendirilmesi önem kazanacaktır.
Bu çerçevede, nafakanın yalnızca bağlandığı tarihteki ekonomik ihtiyaç üzerinden değil, tarafların boşanma sonrasında ekonomik bağımsızlıklarını yeniden kazanma imkânları üzerinden de değerlendirilmesi mümkün hale gelebilecektir. Bununla birlikte AYM kararı, hakime sınırsız bir takdir yetkisi verilmesini de gerektirmemektedir. Aksine, yeni sistemin hangi koşullarda hangi sonucun doğacağını makul ölçüde öngörülebilir kılması anayasal belirlilik bakımından önem taşıyacaktır.
Dolayısıyla temel değişimin, “süresiz nafaka yerine mutlaka X yıl nafaka” şeklinde tek tip bir formüle geçilmesinden ziyade, nafakanın süresi ile somut olayın özellikleri arasında hukuken öngörülebilir bir bağ kurulması olması beklenebilir.
Bu durum, uygulamada hem nafaka talep eden hem de nafaka yükümlüsü tarafın kişisel ve ekonomik durumunu daha ayrıntılı biçimde ortaya koymasını önemli hale getirecektir.
Sıkça sorulan sorular (SSS)
AYM süresiz nafakayı tamamen kaldırdı mı?
Hayır. AYM, yoksulluk nafakasını düzenleyen TMK m.175'i tamamen iptal etmemiştir. İptal edilen, maddenin birinci fıkrasındaki “süresiz olarak” ibaresidir.
Bundan sonra hiç yoksulluk nafakası verilmeyecek mi?
Hayır. Yoksulluk nafakası kurumu devam etmektedir. AYM'nin kararı, nafakanın hangi koşullarda ve ne kadar süreyle bağlanacağı konusunda yeni bir yasal çerçeve kurulmasını gerektirmektedir.
Bundan sonra bütün nafakalar belirli süreli mi olacak?
AYM kararı, bütün nafakaların mutlaka belirli süreli olması gerektiğini söylememektedir. Kararda bazı koşullarda nafakanın uzatılarak yaşam boyu devam etmesine imkân tanınabileceği açıkça belirtilmiştir.
AYM kararı ne zaman yürürlüğe girecek?
İptal hükmü, Resmî Gazete'de yayımlandığı 30 Eylül 2026 tarihinden itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir. Bu nedenle yürürlük tarihi 30 Haziran 2027'dir.
Şu anda ödediğim nafaka AYM kararıyla sona erdi mi?
Hayır. AYM kararının mevcut kesinleşmiş nafaka kararlarını kendiliğinden ortadan kaldırdığı söylenemez. Mevcut nafakanın kaldırılması veya azaltılması bakımından TMK m.176 kapsamında somut olayın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.
Evlilik süresi yeni sistemde önemli olacak mı?
AYM, evliliğin süresini nafakanın süresinin belirlenmesinde dikkate alınabilecek önemli ölçütlerden biri olarak göstermiştir. Ancak yeni kanunun evlilik süresine ne şekilde sonuç bağlayacağı henüz kesin değildir. AYM'nin kararı yasama organına tek bir süre sistemi dayatmamıştır. Yeni kanunda evlilik süresinin hangi ağırlıkta dikkate alınacağı ayrıca düzenlenmelidir.
Uzun yıllar evli kalan ve çalışmayan eş artık nafaka alamayacak mı?
Hayır. AYM kararı böyle bir sonuç doğurmamaktadır. Yaş, sağlık, eğitim, çalışma hayatına katılma imkânı ve ekonomik ihtiyaç gibi faktörler yeni sistemde önem taşıyabilecektir.
Çocuk için ödenen iştirak nafakası da kaldırıldı mı?
Hayır. Bu karar TMK m.175'te düzenlenen yoksulluk nafakasındaki “süresiz olarak” ibaresine ilişkindir. İştirak nafakası farklı bir hukuki kurumdur.
Tedbir nafakası da bu karardan etkileniyor mu?
Kararın doğrudan konusu TMK m.175'teki yoksulluk nafakasıdır. Boşanma davası devam ederken verilen tedbir nafakası ayrı bir hukuki kurumdur.
AYM neden daha önce aynı hükmü iptal etmemişti?
AYM 2012 yılında E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında aynı ibareyi Anayasa'ya aykırı bulmamıştı. 2026 kararında ise özellikle kanun metni ile yerleşik yargısal uygulama arasındaki farklılaşmayı ve nafaka süresinin somut koşullara göre belirlenmesine imkân bulunmamasını dikkate almıştır.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi'nin 4 Haziran 2026 tarihli E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararı, Türk aile hukukunda yoksulluk nafakasının geleceği bakımından önemli bir anayasal dönüm noktasıdır. Ancak kararın hukuki sonucu, kamuoyunda kullanılan “süresiz nafaka kaldırıldı” ifadesinden daha kapsamlı ve daha sınırlıdır. AYM'nin iptal ettiği düzenleme, yoksulluk nafakasının kendisi değil, TMK m.175'te yer alan “süresiz olarak” ibaresidir. Mahkeme, bir yandan boşanma nedeniyle ekonomik açıdan güçsüz duruma düşen eşin korunmasının gerekliliğini kabul etmiş; diğer yandan nafaka yükümlüsünün boşanma sonrasında kişisel, ekonomik ve sosyal hayatını yeniden kurabilmesini de anayasal değerlendirmeye dahil etmiştir. Kararın merkezinde bu iki menfaat arasında makul ve somut olaya uygun bir denge kurulması bulunmaktadır.